
Şerif KUTLUDAĞ
Edip Akbayram da hoş sedâ bıraktı gitti
Divân Edebiyatı’nın meşhur şâirlerinden BÂKÎ bir gazelinin son beytinde şöyle demişti:
“Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.”
Âşık Veyseller, Neşet Ertaşlar, Özay Gönlümler, Barış Mançıular, Cem Karacalar, Kamil Sönmezler, Yıldız Ayhanlar, Müzeyyen Senarlar vb hep bu âlme saldıkları Dâvud misal sedâlarıyla anılıyorlar. Ölüm yıl dönümlerinde de sesleriyle hatırlanıyorlar.
İşte bu hoş sedâ bırakarak dünyamızdan göçünü saran sanatçılar kervanına dün 4 Mart 2025 Salı günü, sevenlerinin elleri üzerinde İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilen Edip AKBAYRAM da katılıverdi…“Her nefis ölümü tadacaktır!..” kuralı onun için de hükmünü icra etti…
Oyuncu Halil Ergün’ün “İnsanı, yurdunu ve mesleğini çok seven bir insandı. Derin izler bıraktı. Hiç unutulmayacak. Adam gibi adamdı. İnsani değerlerin bütün özelliklerini taşıyan bir kardeşimizdi. Yaptığı işle, müzikle, halkın ve bu toprakların imzasını şarkılara taşıdı… Unutulmayacak, ışıklar içinde yatsın…” sözleriyle uğurladığı Akbayram dillerden düşmeyen şarkılara imza atmıştı. İşte o şarkılardan bazıları:
Aldırma Gönül, Seni Seven Öldü, Güzel Günler Göreceğiz, Metrisin Önü, Sen Benden Gittin Gideli, Sarı Saçlım Mavi Gözlüm, Merdo, Bekle Bizi İstanbul, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Hava Nasıl Oralarda, Hasretinle Yandı Gönlüm vb.
Bu şarkılardan hangisi toplumlarda anında koro olarak söylenmez ki?
Bu şarkılar içinde sanırım insanımızın her kesimini sarıp sarmalayanı “HASRETİNLE YANDI GÖNLÜM” gibi geliyor bana. Sözlerine bakar mısınız?
Hasretinle yandı gönlüm
Yandı yandı, söndü gönlüm
Evvel yükseklerden uçtu
Düze indi şimdi gönlüm
Gözlerimde, kanlı yaşlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi, olmaz işler
Bin bir dertle, doldu gönlüm
Gelecektin, gelmez oldun
Halimi hiç, sormaz oldun
Yaralarımı sarmaz oldun
Yokluğundan soldu gönlüm
Gözlerimde kanlı yaşlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi, olmaz işler
Bin bir dertle, doldu gönlüm
Aramızda karlı dağlar
Hasretin bağrımı dağlar
Çaresizlik yolu bağlar
Yokluğundan öldü gönlüm
Şimdi bu dörtlüğü; annesi ölmüşlerin, babası ölmüşlerin, evladını erken yaşta kaybetmiş olanların, şehit ailelerinin, evladı yurt dışında olanların, sevgilisinden ya da eşinden ayrılmış olanların dinlediğini düşününüz!.. Dinleyenlerden hangisinin yürek yangınına tercüman olmaz, hangisinin gözlerinden yaşlar gelmez varın siz karar verin…
Yanmak fiili aynı zamanda beraberinde uyanma fiilini akla getirir ya!.. Odun yanınca içindeki ışık alev olur yükselir …
“Hamdım, piştim, yandım!” derken Hz. Mevlânâ, ömrünün çeşitli aşamalarını özetlemiş olmuyor mu? Hamlık; çocukluk ve gençlik dönemini, piştim; orta yaş-hayatla olan deneme yanılmalarla elde ettiği değerleri, yanmak ise olgunluk döneminin bir ifadesidir ki; Yandım dediği dönem, sözlerinin ve konuşmalarının halkı peşinde sürüklediği dönemdir..
Yunus EMRE’nin şiirinde yanmak şöyledir:
“Aşk oduna yananların
Küllî vücûdunûr olur,
Ol od bu oda benzemez
Hiç belirmez zebânesi.”
Nazım’ın diliyle:
“O diyor ki bana
Sen kendi sesinle kül olursun ey
Kerem gibi yana yana!
“Ben diyorum ki ona
Kül olayım Kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam
Sen yanmasan
Biz yanmasak
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.”
Necip FAZIL da şiirine yanmayı şöyle taşır:
Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!
Hoş sedâ bırakarak dünyamıza vedâ eden santçılar kervanına katılan Edip AKBAYRAM’a biz de rahmetler diliyoruz. Işıklar içinde uyusun…
GÜL/AYDIN… SEVGİLERİMLE…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.