
Ramazan TÜLÜ
Demokrasi kandırmacası
Dünyada başta ABD olmak üzere, en çağdaş olduğu iddia edilen AB ülkeleri ve bu arada ülkemizde de demokrasi uygulanmaktadır…
Demokrasinin gerçek kurum ve kuralları ile uygulandığını söylemek neredeyse imkânsızdır.
Ortadoğu’da, Çin’de, Uzakdoğu’da ise demokrasinin hali pek parlak sayılmadığı gibi daha da vahimdir. Ülkemiz de demokrasiye bakış açısı bu tablolarla örtüşmektedir.
Vasat bir insanın, ahlâklı, edepli, samimi düşünerek bu olguyu görüp itiraz ve isyanının bir neticesi var mıdır?
Bireylerin içten çabalarının, itibarsızlaştırılmadan, yaftalanmadan, hainlikle suçlanmadan, kişisel çıkarlara alet edilmeden, korkutulmadan, tehdit edilmeden sonuç vermesi ne kadar mümkündür?
Yerel yönetimleri eline geçiren, yani yerelde iktidar gücünü elinde tutan muhalefetin, genel iktidara karşıtlığı ve itirazları ne kadar samimidir?
Kendisi ne yapmıştır ki, diğerine itirazı ne kadar samimi bulunsun? Tek adam yönetimine karşı olduğunu iddia edenler ellerine güç geçtiği vakit tek adamı aratacak uygulamalar peşine düştükleri vaki değil mi?
Dün söyledikleriyle, hatta sabah söylendikleriyle, gün içindeki yaptıkları arasındaki tutarsızlığı görmeyen/duymayan var mıdır?
Tüm bu uygulamalar herkesin gözü önünde açıkça olmaktadır.
Ballı demokrasi yalanı, en önemlisi de hukuk ve adalet ihlâli artık her yerde her alanda futbolda bile yaygınlaşmaktadır.
Sanki yaşanılanlar bir veba salgını neticesinde farelerin ölmesinin akabinde ölüm sırasının insanlara geldiğine benzer görünüm arz etmektedir.
Ayan beyan, insanlar insanlığından çıkmakta, masum insanların bedenleri dışında ruhları ve gelecekleri heba edilmekte. Olup bitenlere isyan ve itiraz edenler de görmemezlikten gelinmekte, hatta susturulmakta ve cezalandırılmaktadır.
Demokrasi adı altınta yapılanlar, dünyada son yıllarda yapılan toplu katliamlar, Filistin, Gazze, Ukrayna da (sadece bunlar değil elbette) silah tüccarlarının daha çok kazanması için yaşanılanlar bunun somut ve tipik örnekleridir.
Küçücük masum çocuklar, anne babalarının gözlerinin içine baka baka ölmektedir; anne ve babaların ise bedenlerinden önce ruhları ölmektedir.
Çocuklar yaşlarından çok erken büyümüş gibi küçücük elleriyle anne babalarını gömmek zorunda kalmaktadırlar.
Haksızlık her yerdedir; uluslararası mahkeme kararlarını uluslararası güçler, yerel mahkeme kararlarını da yerel güçler tanımamaktadır…
Hâlâ bunlara, olup bitenlere, görüp yaşadıklarımıza sessiz kalınmakta, görmemezlikten gelinmekte, lâfazanlık ve hamasetle açık ya da örtülü siyaset ve menfaat işbirliği devam etmektedir. Çünkü mutlu azınlığın daha çok kazanması, varlık potansiyelini artırması gerekli ve elzemdir, kendileri için…
Aslında, sadece demokrasi değil, cumhuriyetler dahi sadece ismen vardır. Hangi halk, halkın hangi kesimi gerçekten yönetenler nezdinde hakkı olan bir temel haklarını ve özgürlüğünü arayıp, sorgulayabilmekte, gerekirse hesap sorabilmektedir.
Özgürlük ve güvenlik dengesi diye bir kavram olabilir mi?
Güvenliğin, hürriyetin teminatı olduğunu bilmemiz ve uygulamaya koymamız gerekmez mi?
Devlet erk ve kudretini bir şekilde ele geçirip ellerinde tutanlar. Kendini devletin kendisi olduğunu zannederek, kamu malını ve toplumsal zenginlikleri kendi malı, kendi gücü olduğunu sanarak ve kılıfına (mevzuatta düzenlemeler yaparak) uydurarak harcayıp tüketebilmektedir. Halkın vergisi, fedakârlıkları ve insanlığın üretimi ile o gücü kullananlar, halkın itirazlarını da yine o güçle bastırmaktadır. Çoğu kez de bu hukuk adı altında ( meşruiyeti varmış gibi) yapılmaktadır.
Sorsanız, “Dünyada feodalite bitmiş, imparatorluklar, sömürgecilik, köle düzenleri sona ermiştir.” derler. Ama şimdide demokrasi diye diye halkın ürettiği güçle halk sömürülmekte, uyutulmakta, konforlu ve kısmen gönüllü kölelik iklimi yaratılarak kölelik rejimi kabuk değiştirerek devam etmektedir.
MS 46 – 120 yıllarında yaşamış Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarı Plutark;
"Sığ ve cüretkar… şarlatan ve pervarsız… Politik arenayı bütün edebinden uzaklaştırdı ve insanlara bağırarak hitap etme modasını yerleştirdi. Politikada abes olanı öne çıkarıp dürüst olmayı önemsizleştirdi ki bu kısa sürede bütün devletin yıkılmasına neden olacaktı."
Sözleri ile döneminin yönetenlerini eleştirmiştir.
Batı düşüncesinin önemli filozoflarından biri olan, fizik, felsefe, mantık, siyaset dallarında birçok eser veren Aristoteles (Aristo) ise;
"Prensiplere saldırısıyla kimse Atina'yı onun kadar yolsuzlaştırıp çürütmedi. Kamusal kürsüde bağıra bağıra konuşan ilk politikacı oldu. Kendisiyle aynı fikirde olmayanlara saygısız bir dil kullanan ilk politikacı oldu."
MÖ 446 - MÖ 386 yılları arasında yaşamış bir komedya yazarı, Aristofanes (Aristophanes) ise;
"Tıpkı su yılanı avcısı gibi, temiz ve durgun suda hiçbir şey yakalayamıyor, ama bulanık suda iyi av yakalıyor.”
sözlerini de her halde yöneticiler için söylemiştir, masum halk yani biz yönetilenler için söyleyecek değil yaa..
Aristo bunları demokrasi üzerinden demagoji ve popilizmle halkı kandırarak cahil ve ilkel dürtülerine kapılmış bir kitleyi arkasından sürükleyip sonra da özgürlük ve Cumhuriyetin sonunu getiren Atinalı yönetici ve komutan Kleon için söylenmiştir.
Bugünkü demokrasi, sanki Kleonlarla ve onların etrafındaki oligarşiyle yürüyen sistemin adıdır. İnsanlığa yaşadığı son yüzyıldaki binlerce milyonlarca can kaybı yaşatan iki Dünya Savaşı da ders olmamıştır.
Başta Türkler olmak üzere, diğer halkları aşağılayan Churchill;
“ Demokrasi en kötü yönetim biçimidir; bugüne kadar denenen diğer bütün yönetim şekilleri hariç tutulursa!” derken, demokrasiyi övmüş, kötünün iyisi saymıştır.
İyilik ve özgürlük adı altında her zaman kötülük kendini gizlemektedir.
Demokrasiyi tüm kurum ve kuralları ile yaşayacağımız günlere, özlemle…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.